Uçmayı Öğrenen Penguen Masalı
23/10/2025Bir zamanlar, buz dağlarıyla çevrili, bembeyaz karlarla kaplı soğuk bir kıyıda bir penguen kolonisi yaşarmış. Bu penguenlerin hepsi su altında hızlı yüzmekte ustaymış, ama biri diğerlerinden biraz farklıymış. Adı Pegu imiş.
Pegu, diğer penguen çocuklarıyla aynı boyda, aynı tüylerle kaplıymış ama gökyüzüne karşı bir ilgisi varmış. Göç eden kuşlar yukarıdan süzülerek geçerken, Pegu onları hayranlıkla izler, iç geçirirmiş. “Keşke ben de onlar gibi uçabilsem…” dermiş sessizce. Arkadaşlarıyla oynarken bile, bazen bir ağacın tepesine bakar dalar gidermiş. Diğer yavru penguenler onun bu haline alışıkmış. “Boşuna bakma Pegu, biz penguenler uçamayız,” dermiş biri. “Hem yüzmek çok daha eğlenceli,” diye eklerlermiş. Ama Pegu vazgeçmezmiş. Her gün yüksek bir kayanın tepesine tırmanır, kollarını iki yana açar, kutup rüzgârını hisseder ve kendini bırakırmış. Tabii ki havalanmak yerine buzun üstünde yuvarlana yuvarlana aşağıya inermiş. Bazen poposu acır, bazen burnu karın içine gömülürmüş ama içindeki hayal hep dimdik ayakta kalırmış. Gün geçtikçe kolonideki diğer penguenler onunla alay etmeye başlamış. “Uçamayan kuş yine uçmaya çalışıyor,” diye gülüşürlermiş. Ama Pegu duymazdan gelirmiş. Onun kalbi hâlâ gökyüzünde süzülen bir hayalin peşindeymiş. Bir gün, kıyıya martı sürüleri gelmiş. İçlerinden biri, yaşlı ve deneyimli bir martı olan Merik, Pegu’nun kayanın tepesinden atlayıp yere yuvarlandığını görünce şaşırmış. Merik yavaşça Pegu’ya yaklaşmış ve yumuşak bir sesle, “Neden kendini bu kadar zorluyorsun, küçük penguen?” diye sormuş. Pegu içini çekmiş, “Çünkü uçmak istiyorum… Biliyorum, penguenler uçamaz ama içimde bir yerlerde hep gökyüzünde olmak istiyorum,” demiş. Martı Merik, gözlerini kısmış ve gülümsemiş. “Senin gibi kararlı birini ilk kez görüyorum. Belki bizim gibi kanatların yok, ama rüzgârı anlamayı öğrenebilirsen, süzülebilirsin. Sadece yöntemini bulman gerek.” Böylece Merik ile Pegu her gün birlikte çalışmaya başlamış. İlk iş olarak rüzgâr yönlerini öğrenmişler. Kivi, kar üstüne bayraklar yerleştirmiş, her gün onları gözlemleyerek rüzgârın nasıl hareket ettiğini not almış. Sonra Merik, Pegu’ya özel bir rampa yapmasına yardım etmiş. Bu rampa, buzdan yapılmış kaygan ve eğimli bir yapıymış. Yüzgeçleriyle vücudunu dengelemeyi öğrenmiş. Çalışmalar kolay geçmemiş. Pegu defalarca düşmüş, bazı günler kendine güveni azalmış ama Merik her seferinde onu yüreklendirmiş. “Her düşüş bir adım daha yaklaştırır seni uçuşa,” dermiş. Bir hafta sonra büyük gün gelmiş. Kolonide her yıl düzenlenen geleneksel “Buz Gösterisi” zamanıymış. Bu gösteride tüm genç penguenler dans eder, suya dalar, komik hareketler yaparmış. Ama bu yıl gösteriye bir sürpriz eklenmiş: Pegu’nun performansı! Pegu’nun rampasını gören herkes şaşırmış. Bazıları hâlâ onunla alay ederken, bazıları sessizce onu izlemeye başlamış. Düdük çalmış. Pegu derin bir nefes almış, gözlerini kapamış, Merik’in öğütlerini hatırlamış ve koşarak rampaya çıkmış. Kendini rampadan bıraktığında kutup rüzgârı yüzünü yalayıp geçmiş. Buzun eğimiyle hızlanmış ve vücudunu tam zamanında dengeleyerek kollarını açmış. Rüzgâr onu birkaç saniyeliğine havaya kaldırmış! O anda herkesin nefesi kesilmiş.
Pegu adeta süzülmüş! Gökyüzünde bir kuş gibi değil belki ama kalbiyle uçmuş. Gösteriden sonra bütün penguenler onu alkışlamış. “Sen bunu nasıl yaptın?” diye sormuş arkadaşları. Pegu gülümsemiş: “Pes etmedim.” Merik ise biraz uzakta durup gülümseyerek başını sallamış. Artık Kivi sadece bir penguen değilmiş. O, rüzgârla dans etmeyi öğrenmiş bir hayal takipçisiymiş. O günden sonra her yıl gösterinin en çok beklenen anı Pegu’nun uçuş performansı olmuş. Diğer yavrular da ondan cesaret almış, hayallerinden asla vazgeçmemeleri gerektiğini öğrenmişler. Ve artık Pegu, sadece “uçmayı deneyen” değil, “asla pes etmeyen penguen” olarak anılırmış.
Yazar: Ezgi E.
Kaynak: https://www.uykumasallari.com/


